18 Ocak 2012

Sikmeden Sikmiş Tribine Girmek

(Bu yazıyı yazarken cinsiyet ayrımı yapmayacağım, belli bir kesime yüklenmeyeceğim zira 'sikmek' unisex bir kavram artık; en azından benim için öyle. )
Yazının başlığı aslında çok net. Sonuna nokta koysam, öylece bıraksam; iq'su  2 basamaklı olmayan herkes ne demek istediğimi anlardı, ki anladı da.
Zaman geçtikçe insanların birbirilerine olan tahammülleri azalıyor ve bu bağlamda da delirme eşikleri kesinlikle aşağı çekiliyor. Sokağa çıktığımda, meydanlarda 'insanlar' görmüyorum artık; 'delirmiş insanlar' görüyorum. Buna hiç kimse istisna teşkil etmiyor: Ben de, ne bileyim Colin Farrell de. Delirdikçe de ipsiz sapsız, davranışlar göstermeye başlıyoruz. Söylediğimiz çoğu şeyin aslı astarı olmadığı gibi, yaptıklarımızın mantıklı çıkarımlara dayandığı falan da yok. Bu sağlaması olmayan hallerimizin özgüveni de nereden geliyor, en çok merak ettiğim konu. Hayır, yarın öbür gün çok fena sikecek biri, haberimiz yok; biz hala aşnadayız fişnedeyiz. Hayırlı işler diliyorum herkese, ne diyeyim..
Yazının başlığından da anlaşılacağı üzre, bir insan modeli üzerinde duracağım. Yeni çağın sürpriz atları bu insanlar. Gerilerden gelerek arayı açan bir güruh ve tehlikeliler de. Aman diyeyim son kulvardan hızlarını alamayıp, tribünleri sikmesinler. Bu yazıyı yazmama elbette neden olan bir tecrübeye sahibim, bu nedenle önce kendi hikayemi bi özetle anlatmamda fayda var. Önleri çabuk alınsın, hadleri tez bildirilsin.
Bekarlığımın tadını çıkarıyorum şu sıralar..(ay hasssiktir oradan ya! Ölüyorum yalnızlıktan, bok sürdürmeyeceğim diye kendime kurduğum cümleyi sikeyim) Hayatımda sabit bir kişi olmadığı için, flörtleştiğim adamlar oluyor, sağda solda yeni yeni adamlarla tanışıyorum, görüşüyorum falan. Hayat olağan akışında yani.. Bir tatsızlık yok şu sıra. Yine geçenlerde bir adam tanıdım; kendisi önceden beğendiğim ve bakışlarıyla amımı dümdüz eden bir beyefendiydi(!) Nihayet tanıştık ve onu tanıma şerefine nail oldum. Bir arkadaşım vasıtasıyla bir araya geldik, işleri doğal bir akışa uydurmak için planladığımız şey: Evvela toplu şekilde güzel bir yemek yemek -Türkçesi: Bu esnada birbirimizi için "Gideri var mı?" sorusuna yanıt aramak- , sonrasında ise gidip müzik dinleyip, içki içerken sohbet etmek -Türkçesi: Gideri varsa, ufak tefek yakınlaşmalarla aradaki çekimi tartmak-tı. Neyse hiçbir şey planladığımız gibi gitmedi. Yemek yediğimiz yerde, yemeklerin lezzetine bok atmaktan pek fazla bir şey konuşamadık, içki içmek için gittiğimiz yerde de müziğin kafa siken cinsten olması nedeniyle yine hiçbir şey paylaşamadık. Elimde olan şeylere bakılırsa, adamı gelecek için değerlendirmek için hiçbir yeterli veriye sahip değildim. Onca olumsuz elektriğe rağmen, hala içimde bir tanıma isteği barındırıyordum. Baktım ki olacak gibi değil, onun da içinde bulunduğu arkadaş grubuma daha rahat, gürültüsüz ve konforlu bir ortamda sohbet edebilme imkanını elde edeceğimizden ötürü bize gitmeyi teklif ettim. Teklif, muhalefet şerhsiz kabul edildi! İçkiler, mezeler, sigaralar alındı; evimdeydik.
Buraya kadar her şey normal. Hatta gecenin sonuna kadar da her şey çok normal şekilde gitti. Söyleyebileceğim tek pürüz: Benim çok hareketli bir yapıya sahip olmam dolayısıyla çok fazla konuşmayı sevmem ve konuşmama karşılık, benim ilgisini çekmek üzere açtığım konulara hiçbir şekilde olumlu reaksiyonlar vermemesiydi. Aslına bakarsanız, büyük bir pürüzdü bu. Ve ben buna rağmen hala onu tanıma isteğini içimde barındırıyordum. 


Sabaha karşı artık herkes enerjisi tükendiğinden yatış pozisyonlarını aldı. Herkese yatacağı yeri gösterdim. "Biz de senle ikimiz yatarız, olur mu?" dedim, "Benim için sorun yok." dedi. Benim için de hiçbir sorun yoktu. O gece her zamanki gibi çok içmeme rağmen, onunla sevişme isteğim falan yoktu. -Morphe, alkol sınırını aştıııı!- Erkeklerde tam olarak nasıl olur bu durum bilemiyorum ama, kadınlar bileceklerdir bunu: Bir kadın evden "Sevişeceğim bu gece!" diye çıkıyorsa, o gece başı kopsa da sevişir, amı da kopsa sevişir. Önünde kimse duramaz yani o kadının. Dolayısı ile bunun mefhum-u muhalifinden çıkan sonuç da: "Kadının o gece sevişesi yoksa amını yarsan da, sevişmez." Dolayısı ile bu sevişme durumlarının alınan alkolle birinci dereceden ilişkisi bu söylediğimle kesiliyor. Yani, kadının bir kere sevişme iradesi kafasında olmalı ve bundan evvela kafasında da bu sevişmeye saik oluşturması gerekir. Durum böyledir.

Neyse benim mevzuya dönelim. Biz yattık benimkiyle; sevişme isteğim yok dediysem, oynaşma isteğim de yok  demek değil canım: Liseli gibi öpüştük sadece zaaaa xD -Namuslu bir anıma denk gelmiş, yazık olmuş adama.- Evet söylediğim gibi sadece uzun olmayan bir öpüşmeyle kapadık geceyi. Sonrasında bütün öküzlüğümle: "Uyuycam ben." dediğimi hatırlıyorum. Uyuduk, sabah oldu, uyandık. Evde herkes kalktıktan sonra klasik sabah sohbetleri yapıldı, kahvaltı ettik. Sonra yolunda gereken yolcular yavaş yavaş evi terk ettiler, bu da onlardan biriydi. Giderken, güzel bir gece geçirdiğimizi; eğlendiğimizi düşünerekten numaramı alacağını umuyordum. "En azından benden numaramı, herkes içinde almaya çekinse- Largelığımızdan götümüze gül takıp gezecez, bunun için de çekiniliyo mu yok artık dese de içim- yakın olduğum arkadaşlarımdan ister." diyerek bakın hala adama bir şans daha veriyorum. Umduğum olmadı, numaramı almadı. Bu tarz meselelerde, taktik işleri yürütmem ben. O adamı, o geceden sonra görmek istiyorsam şayet "Numaramı almadı benim :( , onu bir daha göremeyecek miyim?" tarzı vesveselerin kalemi bir kadın değilimdir. Hayat meselesi haline getirmediğimi beni tanıyan herkes bilir şu 'aramalı mıyım?/aramamalı mıyım?' mevzularını.

Nitekim numarasını, alabileceğim arkadaşımdan ben istedim ve onu arayarak, görüşmeye devam etmek istediğimi; bir önceki geceden, olumsuzluklar olsa bile, keyif aldığımı belirttim.Aldığım yanıt şöyle başlıyordu. "Evet tabii ben de gayet keyif aldım, görüşürüz görüşmesine DE...." bundan sonra söylediği cümlelerin hiçbirini dinlemedim telefonda, zira birlikte 24saate yakın bir zaman geçirmiştik ve ben kafamdaki onca negatifliğe rağmen, insanların sürekli 'her şeyi kısadan kesip atıyorsun, bir dene; şans ver insanlara' eleştrilerine kulak asarak yaptığım şeylere bak, gördüğüm muameleye bak. Çok olumlu başlayan bir cümle, ona yakışmayacak şekilde olumsuz şekilde bitiyorsa şayet; benim için hiçbir değeri yoktur. Çünkü "istemiyorum' demenin medeni şeklidir, yeteri kadar cüreti olmayan öğeler içerir. Peki ne yaptım? Çok acil bir durum olduğunu, onu daha sonra uygun bir zamanımda arayacağımı söyleyerek telefonu kapadım. Onun için haddinden fazla mesai harcamıştım zira. Telefonu kapadığım gibi söylediğim cümle şu oldu:
"Şu amınakodumunun barzosuna bak sen ya, siksen anlayacağım da sikmeden de mi giriliyor artık bu triplere ya!" 
Daha sonra kendisinle birkaç kez karşılaştık, tavırlarını son derece rahatsız edici buldum. Tempra misali geziyordu etrafta, hayır komik yani.


Hakikatten de bu ve buna benzer insanlar hakkında düşündüğüm tek şey bu. Hayır, zaten sikse bile bu tarz kendini bilmez tavırlara giren insanlara ayrı kılım bilen biliyor, şimdi bunun yaptığına psikoloji tanım üretemiyor! Siktiğinde, 'alacağını aldı, amacı zaten oydu' şeklinde çıkarımlar yaparak bir sonuca ulaşabiliyoruz da, hayır abi neydi yani bu? Lütfen Allah'ını seven üzerime açıklama atsın rica edicem ya.

Sonradan görme olan insanın hali gerçekten bir başka oluyor. Ve dikkat edin genelde bu tarz insanlar -kadın erkek farketmez- cinsel manada çoğu şeyi sonradan görenler oluyor. Racon bilmez, insan silsilesi sizi ya. 2 am sana tav oldu diye, nedir yani bu ego? Zaten üzerinde taşıdığın o emanet özgüveni ben ve bana benzer bikaç kadından almışsın, yine bana mı satıyorsun?
Ya siz kadınlar, bi amınız var diye köle ettiğiniz onca erkeğin sağ ellerinin fazla sürtünmeden işlev kaybına neden olacağını sanıyorduysanız, yanılıyorsunuz. Murat Menteş'in dediği gibi: "Sinemaya gittiğimizde önümüzdeki koltuğa zürafa boyunlu, fil kafalı birinin oturma ihtimali 6'da 1" ise;  insan olarak hareket ettiğimiz zamanlarda, karşımıza bir insan çıkması ihtimali 1.000.000'da 1 falan.

Hayır bir de işin garibi, insanüstü egoya sahip olan genelde insanlarla girdiğim ilişkilerde 'ben' oluyorum. Fakat hiçbir zaman ne olduğumu unutmuyorum, ya da bunu küstahlığa dökmüyorum. Bi Alex değilim yani.. Hiçkimse, kimseden sırf o ondan hoşlanıyor diye hoşlanmak zorunda olmadığı gibi, hissedilen hisler de birbirine denk düşmek zorunda değil. Bunları idrak edebilmiş bir insanken, siz hala nasıl oluyor da biri size karşı olan ilgisini belli etti diye kendinizi bir Monica Belluci, bir Johnny Depp edasıyla sokaklara salıyorsunuz? Anlamıyorum. Bahsettiğim şey tam olarak güzellik, yakışıklılık meselesi de değil. Bir bütün olarak insanlara ne vaat edebiliyorsunuz? Vaat ettiklerinizin ne kadarını verebileceksiniz? Ne kadar etkileyebileceksiniz? Kültür seviyenize bu kadar mı inanıyorsunuz? Güvendiğiniz zekanız mıdır? Sizi bulunmaz yapan şey nedir? Nedir abi nedir ya?

Birileri sizi tez zamanda sikmeli, ya da o gördüğünüz rüyadan acilen uyandırmalı. Çünkü zamanında birisi size dünyanın en yakışıklı/güzel, en seksi, en karşı konulmaz insanı olduğunuzu söylemiş ve siz de zavallı gibi buna inanmışsınız. Evet, inanmışsınız. Yazık ya.

11 Ocak 2012

Orda Biri Var MI?

Çekilmez bir kadın oldum yine..

Uykusuz, aksi, lanet.. Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi, azgın bir hayvan döver gibi bugün çalışıyorum.

Sonra bir de bakıyorsun ki ağzımda sönük bir sigara gibi tembel bir türkü; sabahtan akşama kadar sırtüstü yatıyorum ertesi gün.

Evet, evet ve beni çileden çıkarıyor büsbütün kendime duyduğum nefret.


Merhaba,

Biliyorsunuz epey ara verdim yazmaya, ama blogtan kopuk değilim. Sürekli giriyor, yorumlara bakıyorum, bazen taslaklara bir şeyler yazıyorum, bazen yazamıyorum bomboş ekrana bakıyorum. Bu yazıyı yazarken de tıpkı diğerleri gibi nereye bağlayacağımı bildiğim halde boğazımda bi yumruyla, tamamlayamayarak taslaklara kaydettim. Şimdi yine devam ediyorum.

Yazmadığım dönemde ne oldu derseniz; sanırım kendimi bir daha hiçbir zaman affedemememe neden olacak, hiçbir zaman unutmayacağım ve bana hayatımın her dönemecinde kendini hatırlatacak bir 'hata'm oldu. Henüz çok gencim, yirmibilmemkaç senelik hayatımın hiçbir döneminde yaşadığım herhangi bir detaydan pişmanlık duymadım. Hatalarım hiç olmadı değil, oldu. Ama ben hepsini sevdim. Çünkü biliyordum ki bir zamanlar hayatta dimdik durabildiysem, hepsinin sebebi o sikik hatalarımdı. Ama şu an durum çok farklı. Şu an belimi doğrultamıyorsam, şu an düştüğüm yerden kalkmakta bu kadar zorlanıyor ve bu kadar çürük dallara tutunuyorsam sebebi: 'o'.

Hayatıma adamlar girdi. Ve ben bir kısmını çok sevdim. O kadar sınırsızca sevdim ki, onlar bile onlara rağmen bu kadar sevilebilmelerine hayret ettiler.Hayatıma adamar girdi. Ve beni bir kısmı çok sevdi. O kadar sınırsızca sevildim ki; ben bile bana rağmen beni bu denli sevebilmelerine hayret ettim, kafaları yedim. Kendimden geçtim.

Bunun yanında önümde çok açık bir geleceğim var. Tamamen bunun için çabalıyorum, koşulların hepsi de benim lehime. Herhangi bir dingillik olmadığı müddetçe- ölümüm gibi- Bundan en çok 5 sene sonra, hepinizin adımı en az 1 kere duyacağı bir kadın olacağım. Şu an hayatımda olan dostlarım, ailemden insanlarım ve hatta yattığım kalktığım adamlarım da biliyorlar ki bu çok gerçek olan bir gerçek. Çünkü daima hayatta ne istediğimi bilen biri oldum ben. Nereden geldiğimi hiç unutmadığım gibi, ne olduğumun da bilincini hiç kaybetmedim. Kendi değerimi ekarte edip, buna hayatının hiçbir döneminde layık olamayacak adamları da hayatımın bir köşesine iliştirdiğim oldu. Bu tamamen mütevazi yanımın esnekliğine denk düşüyordu, o kadar. Bunu mesele hiç etmedim. Ta ki 'ona kadar. Yani bu parlak geleceğimi bile sikip atmayı göze alabilecek kadar, gözümü döndürecek bir hata yaptım ben.

Belirtmek gerekirse, sıradan bir kadınım ben; dümdüz bir kadın. Okuluma gidip geliyor, eve geldiğimde yemeğimi yapıyorum. Çok sıkılırsak sokaklarda içmeye çıkıyorum, dostlarımla görüşüyorum. Canım istemezse evimde pinekliyor, kitaplar okuyorum. Hatalar yapıyorum, insanlar tanıyorum, sevişiyorum, hatalar yapıyorum. Bazen birini sevesim geliyor, hatalar yapıyorum. Bazen de birini siktir edesim geliyor, hatalar yapıyorum. Doğumundan ölümüne değin yeryüzünde yaşayan, yaşamış herhangi bir kimsenin hiç 'hata'sız bir yaşam sürdüğüne inanmıyorum ben. Hem bu konudaki hayat felsefem Joanne Greenberg'in yardımıyla şu olmuştur: "Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır. Üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur."

Söylediğim gibi insanlar tanıyorum. Bazen sevesim geliyor. Hatalar yapıyorum.

Çok uzun olmayan bir zaman diliminde siktir ettim hayatımdan 'o'nu. Bildiğin siktir ettim, yaka paça. Bulabileceğim en doğru adam olduğunu sanıyormuşum. HATA! Elimi uzatıp "merhaba" dediğim andan "artık bitti" dediğim ana kadar ve hatta sonra "sensiz yapamıyorum" içerikli aldığım mesajlar da dahil olmak üzere koca bir yalanı yaşamışım ben.

Ailemi karşıma alıp, kurtlar gibi uluduğum insan, içi boş bir tenekeymiş meğersem. HATA! Ve ben içimdeki tüm aşkla, onu dünyanın en mükemmel insanı ilan etmişim.

Seviştiğim ruhun, bu evrendeki nesli tükenmek üzre olan, son kalan insana ait bir bedende olduğunu sanıyormuşum. HATA! İçi pislikle doluymuş, o kadar pislikle doluymuş ki, ben bile bu kadar az hasarla kurtulabildiğime hayret ediyorum şimdilerde.

Kariyerimi, hedeflerimi sırf onunla ortak bir gelecek planlayabilelim diye askıya almayı bile göze almışım. HATA! Bilmiyormuşum: O benim yürüdüğüm yollardaki kaldırım taşları bile olmayı hakedecek nitelikte bir insan değilmiş. Ben görememişim. Ben bu kadar körmüşüm. Ben bunca sene boşuna yaşamışım. Ben bunca zamandır kendimle övündüğüm insan aslında değilmişim. Ben bu kadar, düşmüşüm. Ben bu kadar eğmişim kendimi. Ben bu kadar unutmuşum ne olduğumu.

Bizim hikayemiz sandığınız gibi sıradan bir aldatmayla bitmedi.Ben 2. kadın olmayı yediremediğimden bu denli pervasızca konuşmuyorum. Keşke böyle bitseydi. İnanıyorum ki çok daha onurlu bir son olurdu ilişkimize dair.

Özetle bu ilişkideki şizofren bendim.

3 Ocak 2012

Duyuru:

SelamKedi artık hem Ekşi Sözlük'te, hem Facebook'ta! Ne zamandır beklediğim sözlük hesabım onaylanmış. Mail kutum da FB hesabı açsana, mailleriyle dolmuş. İkisini birden çıkardım aradan. Görüşmek üzere amlı hatunlarım ve amsız erkekler! ^^
                                          
                                                        

2 Ocak 2012

Uzun olsun ersin, kalın olsun gersin mi?

Selam gacılar ve gacı sever herifler,

Biliyorum böyle arayı çok açıyoruz, ama mâlumunuz, yazdığımız yazılar ufak tefek değil. Uydurma desen, o hiç değil. Haliyle bir yazıdan diğerine atlarken, birkaç yeni deneyim, biraz da kafa yormak gerekiyor. Böyle oldu mu da yazıların arası açıldıkça açılıyor. Ama elimden geldiğince boş bırakmamaya çalışıyorum sizleri.

Ne yazsam ne yazsam derken aklıma geldi: şu bizim heriflerin boy muhabbetinden çektikleri ve kendilerine çektirdikleri nedir yahu? Bir boy teranesi tutturmuşlar gidiyor, ama işin aslını astarını araştıran yok. Ki Türkiye'de yaşıyoruz sonuçta, seks de sözüm ona erkeklerin uzmanlık alanı, karılara bok yemek düşüyor. Bir Allah'ın kulu da bize sormuyor ki "Sen uzun mu seversin kısa mı, kalın mı istersin ince mi?". Neyse ki astarı yırtmış gacılar olarak, bize söz hakkı verilmeyen konuların yakasını paçasını yırtmasını biliyoruz. Şükran.

Benim şimdiye kadarki tecrübelerime dayanarak söyleyebileceğim şudur ki, boy hiçbir şeydir, stamina her şeydir. Yani bir erkeğin penis boyunun, bir karpuzdaki çekirdek sayısı kadar önemi var benim seks hayatımda, daha fazla değil. Ama adamın o penisi kullanma şeklinde ve boşalma süresine gelecek olursak, orada işler değişiyor işte.

Türk erkeği bu kadar kompleks yapmadan evvel, şunu iyice anlamalı: Kadınların boy takıntısı yoktur. Yani şöyle diyeyim, bir erkeğin penis boyu beni yalnızca görsel olarak tatmin ediyor. "Vay be," diyorum, "beni siken böyle bir adam işte!", psikolojik yönü bu işin. Nasıl desem, hani erkek bir hatun görür yolda "Vay vay vay!" der, ama o hatun o erkeği 'titreyerek' boşaltabilir mi, orası meçhul işte. Peniste de böyle bir durum var. Gözümüz gönlümüz doyuyor anca, boyuna posuna kurban.

Sekse gelince, boy dediğin şeyin öyle yerden yere vuran bir farkı yok. Kalınlık, ki bahsettiğim öyle kol gibi olma durumu değil, ortalama bir kalınlık işte, vajina duvarlarına daha çok temas sağlayacağından, anahtar-kilit ilişkisi gibi cuk oturma açısından önemli. Ama tekrar ediyorum beyler, kalın olsun diyorsam, öyle pornstarvari bir şey beklemiyorum, ortalama iyidir, ne eksik ne fazla. Uzunluk deyince, yine ona keza. Bilirim, çoğunuz pek bir övünürsünüz o boyunuzla, ama sen beş dakikada boşaldıktan sonra, kadın cinselliğinde o boyun önemi yok işte. Hem boyda keramet olsa Snorlax kral olurdu, ama sorsan kral Pikaçu'dur, neden? Çünkü işlev, işlev, işlev.

Penis envy denen şey had safhada bende, bir penisim olsun çok isterdim bak. Ama yok. Yine de olsaydı, o penisle çoğunuzu ayakta sikerdim, bu da bir gerçek. Elinizde penis gibi güzel bir alet var, bunu nasıl kullanacağınız size kalmış. İşlev önemli beyler. Stamina önemli. Seks dediğinizde, o ergenlikten beri kafanıza soktuğunuz "Hemencecik boşalayım, şipşak işimi bitireyim kimsecikler görmeden.", mentalitesini bir kenara atacaksınız. Bir kadını ya da her kadını kendinize nasıl bağlarsınız, biliyor musunuz? Ona hayatının orgazmını yaşatarak. Kadınlar sizin hakkınızda "Adamın bir siki var, maşallah kamaşullah." demeyecek. Hatırlanmak istiyorsanız yapmanız gereken, sikinizin taşağınızın boyuyla övünmek değil, onu doğru düzgün kullanmayı becerebilmek.

Bir erkek vücudunu, bakın yalnızca penisini değil, vücudunu kullanmayı biliyorsa ve erken boşalmıyorsa*, penis boyunun bir önemi kalmaz. Anca performansı düşük erkeklerin dilinde dolaşır bu penis boyu efsanesi, çünkü çükünden başka hayatta bir başarısı yoktur adamın. Tıpkı kezban kızlarımızın amlarının zarlarıyla övünmeleri gibi, elde avuçta övünecek başka bir şey olmayınca, hayatın anlamını iki parça deride buluyor insan, ne garip değil mi?

Vücudunuzu tanıyın beyler. Mümkünse biceplerinizi, triceplerilerini gelişterene kadar, seks performansınızı ve sürenizi geliştirin; emin olun soyunuzun devamında daha çok işe yarayacak. Buradan bir kez daha söylüyorum işte, boyun bir önemi yok. Önemli olan işlev. Boy da işlevin bir parçası diyenler var, biliyorum, üstelik haklılar da. Ama zannettiğinizden çok daha küçük bir parçası. Hani boy, işlevin sağ tarafındaki sıfır gibi. İşlev yoksa, bir önemi kalmıyor.

İşte bu yüzden, Duracell ayısı gibi olun, rakiplerinize fark atın. Hanimiş benim ayılarım, göreyim sizi.

*"Erken boşalma nedir?" diyecek olursanız, erken boşalma partneriniz boşalmadan evvel boşalmanızdır. Kimine 5 dakike yeter, kimine 25 dakika yetmez. Bu yüzden erken boşalmanın genelgeçer bir tanımı yok. Kadınınızı tatmin etmeden boşalıyorsanız, erken boşalıyorsunuz demektir.

**Bonus olarak size dünya erkeklerinin penis boyu haritasını veriyorum, dünya kadınları ne yaraklar yiyormuş bakarsınız artık: tık tık.

9 Kasım 2011

Aldatmak



Uzun bir ilişkiden çıktım. Çıktım derken, yeni çıkmadım yani. Bayağı bir oldu. Ama etkisi yeni yeni geçmekteydi. Yeni bir yer, yeni bir okul, yeni bir hayat derken, bir adamla tanışıverdim. İnternette. Gideceğim okulda okuyordu, muhabbet de oradan açıldı zaten. Sonra orada ev bulmama yardım etti. Ben daha taşınmadan aradı, taradı, sordu, etti. Gittiğimde beni o karşıladı.

Nehrin kenarına götürdü beni. Gecenin bir saati, bambaşka bir şehri seyrettik. El ele tutuştuk. Sohbet ettik. Gülüştük. İnternette tanışılan herkesle olduğu gibi, bir daha keşfettik birbirimizi, bu sefer dünya gözüyle. Skype'takinden çok daha gerçekti, çok daha samimi, daha komik, daha cana yakın, hatta daha yakışıklı. Ki kolay kolay böyle olmaz, genelde fotoğraflarımızdan çok daha kötü görünürüz, zira o fotoğraflar onlarcasının arasında en güzelleri olduklarından seçilmiş ve gönderilmiştir.

Aslında bakarsanız ampalar, hayatımda ilk defa gerçek bir ilişkim oluyordu, yanıbaşımdaki bir adamla. Gel, dediğimde gelebilecek bir adamla. "Bu akşam ne yapıyorsun?" dediğimde planlarına beni katabilecek bir adamla. Daha evvel de bahsettim sanıyorum, son ilişkim bir buçuk yol kadar sürdü ve uzun mesafe ilişkisiydi. Ondan önceki de çok uzun olmasa da yine uzun mesafeydi. Mesafe iki saatti belki, ama bir Kadıköy-Taksim gibi de değildi (trafik yokken tabii). Bunlardan evvelki ilişkilerimi ise pek de ilişkiden saymıyorum ben, "çıkıyorduk" sadece. Bu yüzden aynı şehirden, hatta komşu mahalleden bir adamla birlikte olmak yepyeni bir şeydi benim için.

Sonra bir gün seviştik. Ama ruhsuzca. Sevmeden seviştik. Ya da sevişmeden sevemedik. Olmadı işte. Olduramadık. Bir parkta, birkaç selvinin altında, bir arabanın ön koltuğunda, acıkmadan yedik, terlemeden seviştik işte ve olmadı. Zevk bile almadan, birazcık acıdan başka bir şey hissetmeden, doğru dürüst ıslanmadan bile, öylesine sevişiverdik. Bir dakika, belki de iki...

Konuşmadık ardından. O erken boşaldığı için özür diledi, ben "Önemli değil." dedim. Geçiştirdik. İyi geceler fısıldayıp evlerimize gittik, ayrı yataklarda uyuduk.

Birkaç gün geçti ardından, benim haftasonu için yurtdışına çıkmam gerekti. Döndüğümde onun işi vardı, toplantısı vardı, antremanı vardı, maçı vardı, hep vardı bir şeyleri. Bugün, yarın, öbür gün buluşacağız derken tam buluşma günümüzün öncesi şu mavili sosyal ağda gördüm, bilmem kimle in a relationship diye. O bilmem kim ben değildim.

Ne yapacağımı bilemedim önce. Onunla konuşmak istedim. Konuşamadım. Bir şey diyemedim. Arkadaşlarımla konuşmayı denedim. "Vay şerefsiz, vay pezevenk!"ten başka şey duymadım, oysa benim duymak istediklerim bunlar değildi. O an ne istediğimi de bilmiyordum. Sadece acım dinsin istedim.

Acım dinsin istedim ve o kıza mesaj attım. Cevap gelene dek kafayı yiyecektim az daha. Kendimi duvardan duvara vurasım vardı. Hani "gönder" tuşuna bastığınız anda pişman olduğunuz mesajlar vardır ya, benim için onlardan biri olmuştu bu da, ama artık çok geçti. Ok yaydan çıkmıştı bir kere, lafını da hiç sevmem, ama ok yaydan çıkmıştı bir kere. Derken mesajıma cevap geldi. Umutsuz bir cevaptı, ama bir cevaptı sonuçta.

Kız, bir yıldır beraber olduklarını ve çok mutlu bir ilişkileri olduğunu söylüyordu. Ailesini tanırmış, her haftasonu beraberlermiş, her gece sevişirleşmiş, o onu çok severmiş, annesi de onu severmiş... Biz bunları konuşurken, bir yandan da "O" yazıyor bana ve "Kız arkadaşıma neler diyorsun? Yalan söylüyorsun." diyor. Sonra da "Yanına geleyim, açıklamama izin ver, böyle bitsin istemiyorum." diyor. İnanmak istiyorum bir kez daha, ama artık yüreğim kaldırmıyor, gözlerimi de al, diyorum. Son yazdıklarını da gönderip çekiliyorum aradan.

Ertesi gün o kıza bir şarkı gönderiyor, kız da beğeniyor bunu. Aşk yapıyorlar nette. Dayanamıyor, siliyorum listemden. Ve bir daha da ondan haber almıyorum, ne de bir cevap. O sözler, son sözler oluyor: Açıklamama izin ver...



Bu arada tekrardan hoş geldiniz ya da ben hoş geldim.
SelamKedi yazdı,
Yani İkinci Kadın.

14 Şubat 2011

Madem Sevgililer Günü...

Şimdi hiç sikik sikik mızmızlanmayın, paşa paşa kutlayacaksınız. Kaçarı yok.

Bundan seneler önce, liseye gittiğim zamanlar, manitanın olmadığı senelerden biri yine. Birkaç arkadaşımla (bok var çünkü) 14 Şubat'ta dışarı çıkmışız, detayları tam hatırlamıyorum ne sik yedik dışarıda, eve döneceğiz yolda yürüyoruz, çocuğun biri arkamdan yanaştı "sevgilim olur musun" dedi.

Biraz bu telaşe oluyor aslında insanda. Hani her yer kırmızı kalpler, seni seviyorumlar, mıççık mıççık romantizmlerden geçilmezken insanın içine bir "lan yalnız geçirmek de çok sikik beeeğğ" hissi dolmuyor değil.

Bu sene yılbaşına girerken sevgilimden yeni ayrılmıştım, "neyleyim yeni yılı, neyleyim krismısı, içinde salınan yar olmayınca" kafasıyla "ben kutlamayacağım lan" dedim. Çalıştığım yerde o gece çalışacak olan arkadaşa "lan ben eğlenemeyeceğim, bari birimiz eğlenmiş olalım, sen git ben bu gece çalışırım senin yerine" dedim. Nitekim yılbaşına da çalışarak girdim. Sanki hiç öyle bir aksiyon yokmuş gibi davrandım. Geçti gitti.

Yani diyeceğim şu ki, gerilime gerek yok. Bu da günlerden bir gün işte. Hani ekstradan "niye sevgilim yok ühühühü" ya da "çılgınlar gibi kutlamalıyız ooğ yeeeğğ" falan gibi tripler lüzumsuz.

Ha sanki kendisi üç yıllık ilişkideymiş gibi beni eleştiren Morphe amcığı gelip "lan Sevgililer Günü için özel manita yapmadın mı itiraf et kaşar" diyebilir, hiç alakası yok olm! Öyle denk geldi :masumbakışlar:

Gerçi bu yeni manitayla Pembe Bulutlar'ın birkaç gün önce gönderdiği şu hediyeyi hazır Sevgililer Günü'yken kullanıp adamı şok edip etmeme konusunda kararsızım biraz. Neyle karşı karşıya olduğunu bu kadar erken öğrenmesi ilişkimizin gidişatı açısından sıkıntılı olabilir. (Şu linkini verdiğim aletin fotoğrafını 3 saatte becerip yükleyememiş bir insanla çıktığı için zaten şanssız bir adam ya, neysssee...)

Yine ben uzattım da uzattım -özet geç piç-

Happy Valentine's Day, ulan!

Sevişin-sevişin-sevişin!

12 Şubat 2011

Oral Bey




Şu mesele yatakta da, kadınların arasında da boynumu eğen yegane noktadır herhalde. Oral seksle başım dertte, ah ne yapsam bilmiyorum?
Evvet!
Benoralseksyapıporgazmolduramadıklarınızdanım.

5 senedir aktif olan bir seks hayatım var ve bunun içinde oral seks ne yazık ki yok. Yani şöyle ki ben partnerime oral seks yapmaktan müthiş zevk alırken, kendime yaptırmaya hep bir adım uzak duruyorum. Durun durun hemen şeyyapmayın tabii ki denedim daha önce. Tabii ki amımı yalattım. Yani Ağda Bandı gibi yalatmayıp da sevmeyenlerden değilim. Evet o daha önce hiç oral seks yaptırmamış. Nedenini iste "Bilmiyorum abi kendimi rahat hissedemiyorum, ısrarla denemek isteyenler oldu ama ben kafasını ittim. Kendimi bırakamıyorum nedense." şeklinde açıklıyor. Şu satırları yazarken yalnız olmadığımı bilmek beni rahatlatıyor. Hayır biliyorum ki, bu meseleden muzdarip o kadar kadın var ki.. Her birinin oral sekse uzak durmasının sebebi de ayrı tabii.

Demin söylediğim gibi erkeğime, partnerime oral seks yapmaktan müthiş zevk alıyorum. Çünkü ona zevk verdiğimi bilmek beni daha fazla tahrik ediyor. Hatta mümkünse mesela ben ona eğilmiş oral seks yaparken, onun bir eli saçlarımda diğer elinin parmakları da içimde olsun. Ne kadar hoşuna gittiğini inlemeleri değil, parmakları söylesin içimde gezerken. Dudaklarım uyuşana kadar ağzıma almak.. Kısaca ağzımın sikilmesini seviyorum.

167705_170680499640753_100000964115899_317303_5382414_n_large,

Kimi kadın erkeğe de oral seks yapmayı sevmiyor. Ya da erkek konusunda seçici davranıyor. Ahmet'in pipisinin canı can da; Murat'ın pipisininki patlıcan mı?
Bilemiyorum kafalarında oral seksi daha farklı şekilde konumlandırmışlar. Daha çok sevdiklerine yapmayı tercih ediyorlar, ya da sıradan birinle bunu harcamak istemiyorlar. Adamın sikini amına sokarken sorun yok, ama ağzına alırken var. Tamam belki hijyen açısından sıkıntı yapıyor da olabilirler ki gayet haklılar.
Belki de tiksiniyorlar.
Ya da hoşlarına gitmiyor.
Saygı duyuyorum. Bir zamanlar ben de onlardan biriydim. Sonra ağzıma almadan yapamaz oldum azhajkvgadebfr.
Yıllar geçtikçe sekse olan bakış açım değişti çünkü. Sevişmekle seks arasında çok ince bir çizgi vardı ve ben yıllardır her ikisini de aynı eylemmiş gibi gerçekleştiriyordum. Çünkü sevdiğim adamlarla sevişiyordum. Zaman geçtikçe bu kez istediğim adamlarla 'seks' yapmaya başladım. Seks yapıyorsak, amaç karşılıklı şekilde tatmin olmaktı, sevişirken olduğu gibi ruhları da doyurma sıkıntısı yoktu..

Daha önce söylediğim gibi oral seks yaptırmış olmama rağmen, 'oral seks' kelimesi bile beni geriyor. Pek sıcak bakamıyorum. Nedenlerimi birazdan açıklayacağım. Ha bu arada orgazm olamama sorunum olmasına rağmen oral sekse sıcak bakamadığımı özellikle vurgulamak istiyorum. Ki mutluluğun anahtarı oral seksteyken!1!!1!1! Ee yaptırdığın zaman neler hissettin diyeceksiniz? Diyin lan.
Aslına bakılırsa yıllar önce yaptırmıştım. Bekaretimi ilk kaybettiğim yıllardı ve oral seks bana biraz daha 'kirli' geliyordu. İlk anlamıyla değil de soyut anlamıyla 'kirli'.
Çünkü ilk sevgilim aynı zamanda ilk sevdiğim adamla seks yapmıştım, aslında seks de sayılmazdı işte bilirsiniz. Müthiş duygu patlamaları yaşanır, şimdilerde özlediğin terli sevişmelerdir, en kısa süren sekslerindir.. Oral seks de bunların yanında bana daha hayvanca geliyordu. Yapınca kirlenmiş hissediyordum işte kendimi salak gibi.
Bekaretimi kaybettiğim adama yaptırdım tabii oral seks. Sadece içim gıcıklandı. Evet hoşuma gitti, hatta zevk de aldım ama o anda daha önemli olan beni okşamasıydı. Benimle sevişirken kulağıma beni sevdiğini fısıldamasıydı carttı curttu. Bu nedenle her eğildiğinde başını şefkatle ellerimin arasına alıp, ağzını öptüm. -Salak salak Morphe! Hayatın zevklerinden şimdi böyle mahrumsun.



Niye bu kadar uzağım peki?
En büyük sebebi psikolojik. Ve çevremdeki kadınlarla konuştuğumda anlıyorum ki; bu psikolojik sebepten ötürü kendini oral sekse yakın hissedemeyen kişi, tek ben değilim. Ben sekste erkeğin egemen olması gerektiğine inanan birisiyim. Fizik ve yaradılış itibariyle erkek yönetmeli yani benim için seksi. Çok yatağa hakim olmayı sevmem. Yatağa hakim olan hatun seven bi araba dolu erkeksiniz beyler biliyorum. Vitruvian Man değilim ben de ama pek de aktif olduğum söylenemez. Bu nedenle siz erkeklerin egemenliğini her yerimde hissetmek daha cazip geliyor. Böyle düşündüğümden mütevellit şu pozisyon bana çok itici geliyor:

Tumblr_lev4yiisit1qdg3lto1_400_large
Evet bu domaltın gözleri!

Çok alternatif pozisyonlar olsa bile bana birçoğu itici geliyor. Erkeği o pozisyonda görmeye tahammül edemiyorum. Soğutuyor beni ondan nedensiz biçimde. Zaten takıntıları olan biriyim. Manasız ayrıntılara çok farklı anlamlar yüklemişim. Kıramıyorum bu nedenle bu bakış açımı.

Diğer sebebi ise SelamKedi'nin dün değindiği konu. Kıl tüy meselesi aslında. Daha önce ikili konuşmalarda da bu konuyu tartışmıştık. Ben kesinlikle kadının kıllarını alması gerektiğine inanıyorum. Benim şu zamana kadarki partnerlerimin kıl sevmemesinden kaynaklanıyor olabilir. Ama tam da bununla bağlantılı değil. Vücudumda ilk kılların çıkmaya başladığı andan itibaren annemden böyle öğrendim. İlk ağdamı kendisi yaparken, temizliğin ilk başta oradan başladığını söyledi. Ve böyle de devam etti. Ha tabii ki her zaman kaymak gibi bir amla dolaşmıyorum. Zira yazıda da değinildi; ağda ile almak için belli bir seviyeye gelmesi gerekiyor. İşte bu dönemlerde kıllı seks yaptığım da olmuştur ve olacaktır.
İşte iş bu noktada eğer oral seks yaptıracaksam kesinlikle temiz olması gerekiyor. Yani 1 tane bile tüy olsa ben gerilirim. E malum ağdanın keyfini kaç gün sürebiliyoruz ki kızlar? Maximum 1 hafta.. Sonra yavaştan baş göstermeye başlıyorlar. Yani her zaman pürüzsüzlük söz konusu olmadığından, adama şeftali yalıyormuş hissi yaratmak istemem. (Aynı şekilde erkek de benim kadar titiz olmalı)

Son olarak değineceğim ve aslında en çok geren nokta kadın kokusu meselesi.
Öncelikle belirtmek istediğim bir husus var. Koku konusunda inanılmaz hassasım. Normal insanlara göre daha duyarlı bir burnum var. Çok iyi görmüyorum, çok iyi duymuyorum ama bir yerden alan Allah diğer yerden veriyor işte ahbahsvddmö. Bu nedenle beni en çok etkileyen şey de koku en çok tiksindiren şey de.
Bu kadar hassas olduğum için her kokuyu alıyorum. Tanımlıyorum. E bu kadar pimpirikliyken, hiçbir zaman kötü kokmadığımı düşünüyorum. Üstün bir çaba sarfediyorum. Onlarca parfümüm, vücut kremlerim falan var yani uu beybi.
E malum adet dönemimiz var, adet öncesi se sonrası dönemimiz de var. Aslında bakarsan problemsiz geçen 5-6 günlük bir zaman dilimi kalıyor geriye. Hormonal sıvılarla birlikte ister istemez bir koku oluşuyor. Bunun önüne geçebilmek mümkün değil. Zaten uzmanlar da sabunlarla, kokulu mendillerle önüne geçilmemesi gerektiğini ısrarla söylüyorlar.
Kimi erkek güzel kokan bir kadın amı için göt verebilir sanırım. Çok insandan duydum, çok yerden okudum. Ama işte am bu ne zaman ne olacağı belli olmuyor. Ki ben bu kadar hassas iken bu konuda, adamı da bundan dolayı kendimden soğutmak istemem.
O beni yalarken düşüneceğim tek şey "acaba nasıl kokuyorum" olacağından kendimi sekse veremeyeceğim. Sürekli kasılacağım ve tadını çıkartamayacağım.

Bu nedenlerden dolayı oral seks yaptıramıyorum. Ama artık "sikerler lan" ne olursa olsun diyerek yaptıracağım. İnat ettim. Hatta tek ileriye yönelik hedefim oldu. Bu yazı aslında biraz tavsiye alma yazısı olsun istiyorum benim için. Ağırlıklı olarak erkek okuyucular yorum yaparsa çok sevineceğim. Kadın okuyucularımı da pas geçmiyorum elbette, haydi yazın da tartışalım anam.
Kafamdaki gerginlikler tamamen yok olduktan sonra, bacaklarımı aralayacağım onun ağzına..
(Not= BENİM GALİBA SEVGİLİM VAR LAN)

,

Öyle mi?
Ne duruyorsun lan bebeğim!!1!!111!111!!!